Hamilelik ve Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamilelik ve Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010 Cuma

Bebek Arabası seçerken dikkat etmeniz gereken noktalar



Bebek arabası bakmaya başladıysanız artık bebeğinizi kucağınıza almanıza az kalmıştır. Yani ağırlaşmışsınızdır ve mağaza mağaza gezmekte zorlanıyorsunuzdur. Halbuki bebek arabalarında değişik mağazalarda çok değişik alternatifler vardır. O zaman öncesinde ihtiyacınızı tam olarak belirlemenizi öneririm. Aksi halde sonsuz seçenekler arasında boğulabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken noktalar :

-Otomobiliniz var mı? Araba koltuğu içeren bir travel sistem alıp almamanızla bu sorunun cevabıyla ilgili.

- Bebek arabasını hangi sıklıkla kullanabilecekseniz?

- İlk günden itibaren kullanabilecek bir semtte oturuyor musunuz?

- Apartmanınızda asansör var mı? Yoksa en hafif olan bebek arabasını seçmeniz gerekir.

- Bebek arabasında görüntü mü yoksa fonksiyonellik mi arıyorsunuz?

Bu soruların cevaplarını belirleyerek arayışınıza devam ederseniz, daha kısa sürede çözmüş olursunuz. Bunun yanı sıra ben CHICCO TRIO TRAVEL SYSTEM’i seçtim.

20 Soruda Bebekleri Anlama Rehberi



Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, annelerin bebek bakımında artık halk efsanesine dönüşmüş bilgilerin doğrularını anlatarak, annelere bir mini rehber oluşturdu.


1- Emziren Anne Üşütünce Kendi Karnı Ağrır, Bebeğe Bir şey Olmaz!

2- Anne Gazlı İçecek Tüketirse Bebekte Gaz Olmaz

3- Bebek Yeşil Kaka Yapıyorsa Araştırmak Gerekir

4- Anne Strese Girince Sütü De Etkilenir

5- Tırnaklarını Kesmek İçin Kırkının Çıkmasını Beklemeyin

6-Hava Sıkışınca Hıçkırık Olur

7- Göz Yaşarması, Göz Zarının Tahriş Olması Demektir

8- Ağlayan Bebeği Sık Sık Kucaklayın

9- Yer Yemez Kaka Yapmasından Korkmayın

10 - Şekerli Suya Alışınca Memeyi Reddeder

11- İlk 3 Ay Bebeğe Yalancı Meme Vermeyin

12- Bebek Annesinin Memesini Bulunca Rahatlar

13- Bebeğin Sık Hapşırması Reflekstir

14- Bebeğin Memesinde Süt Toplanırsa Geçmesini Bekleyin

15-Göbeğinde Fıtık Varsa Kendiliğinden Geçer

16- Göbeği Düşsün Diye Toz Kullanmayın

17-Gözündeki Çapağa Anne Sütü Damlatmayın

18- Bitki Çayları Gazı Gidermiyor

19- Her Gün Yıkamak Büyümesini Kolaylaştırır

20- Bebeği Tuzlamanın Ölümcül Sonuçları Olabilir

Bebeğin Emzirilmesi



Yeni doğan bebeklerin tek ihtiyacı zamanında altlarının temizlenmesi ve acıktıklarında derhal annenin hazır bulunmasıdır. Ha birde uyku saatlerinde sevilmemeleri gerekir. Çünkü onlar nerdeyse günü uyuyarak geçirirler.


Her bebek anne sütü ile beslenecek kadar şanlı olamıyor maalesef. Kimileri bu kışın soğuğunda her ne sebeple olursa olsun battaniyeye sarılıp kaldırım köşesine terk edilebiliyorlar. Hiçbir anne ne sebeple olursa olsun bunu yapma hakkına sahip değildir. İşler bu raddeye gelmeden, çocuk annen rahmine düşmeden bunun tedbiri alınmalıdır. Tedbir konusu bir başka yazıya kalmak üzere emzirmenin önemine geri dönelim.


Emzirme hem bebek için hem de anne için bir öğrenim sürecidir. Bebek beslenmeyi öğrenir, anne ise beslemeyi. Ki bu her ikisinin arasındaki sevgi bağının güçlenmesine sebep olur.  Genelde çocukların ağlarken “anneeeee” diye ağlamaları bu sebepten olsa gerek.


Bebeklerin bütün ihtiyaçları anne sütünde vardır. Bazen annenin sütü gelmez. Ailenin büyükleri annenin sütünün gelmemesini çeşitli sebeplere bağlarlar. Kimi soğan yedirir, kimi tatlı. Sütün gelmeme sebebi  eğer fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa, annenin sütünün gelebilmesi için “gül meme” dediğimiz ve eczanelerden kolaylıkla temin edebileceğiniz bir alet vardır. Basit bir pompa düzeneği ile hazırlanmış bu aleti annenin göğsüne takılır ve süt pompa yardımıyla çekilir. Sağılmış sütün hepsini aynı anda tüketmek mümkün değilse serin oda koşullarında 5-6 saat saklayabilirsiniz.

Anne doğumdan sonra mümkün olduğunca erken sürede bebeği emzirmelidir.


Çünkü sabırsız olan bebekler hemen karınlarını doyurmak isterler. Bu süre uzadıkça bebeğin meme ile tanışması güçleşir. Ve bu sırada mama ile beslenmeye alışabilir. O yüzden hastane bu işe başlamanın en güzel yeridir. Eğer güzel bir başlangıç yapıldıysa bundan sonrası hem bebek için hem de sizin için faydalı olur. Çünkü bebeğiniz göğsünüzdeki sütü içemezse biriken sütler ağrıya sebep olur. 2-3 saatte bir bebeğin emzirilmesi gerekir.


Bebek emmeyi reddederse kısa bir süre sonra yeniden denenmelidir.

Emzirme teknikleri ve daha fazlası için burada bulunan makaleyi okuyabilirsiniz.


Not: Bu makaledeki bilgiler genel bilgi edinme amaçlı olup, her hangi bir konuda sağlıkla ilgili teşhis veya tanı içermemektedir. Doktor muayenesi gereken durumlarda mutlaka kontrolden geçilmeli ve doktorun yönergelerine uyulmalıdır.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Hamilelikte Cilt Problemleri



Gebelik döneminde hormonal değişiklik, derinin gerilmesi ve ağırlık artışı bazı geçici veya kalıcı değişikliklere neden olur. Bunların bazılarında önlemler alınabilir.


Damar Değişiklikleri


Gebelerde damar genişlemeleri ve dolaşım problemleri sık görülen problemlerdir. Hormonlardaki değişime bağlı olarak gelişen değişikliklerin bir kısmı doğumdan sonra geriler.

Gebelikteki damarsal bir takım değişiklikler;

*Yüzde, kol bacaklarda şişlik, kızarıklıklar

*Soğuk-sıcak duyarlılığının artışı

*Kılcal damarlarda ve varislerde artış

*Hemoroidlerin ortaya çıkması

*Diş eti kanamalarına da yol açan diş etindeki kızarıklık ve belirginleşmeler

*Çeşitli yerlerdeki bölgesel morarmalar

*Damarlarda iltihap ve tıkanma şikayetleri (tromboflebit veya derin ven trombozu) olabilir.


Bu şikayetlerin bir kısmı tamamen problemsiz görülürken, derin ven trombozu gibi bazı durumlara ciddi problemler eşlik edebilir.

Gebelikteki varisler geniş veya kılcal varis şeklinde olabilir. Gebeliğe bağlı geniş varisler bacaklarda, karın bölgesinde ve hatta genital bölgede ortaya çıkabilir.


Kılcal varisler ise morumsu veya kırmızımsı “örümcek ağı” görünümünde vucudun belli dölgelerinde ortaya çıkabilir.

Hormonal etkiye bağlı bu değişiklikler gebelik boyunca devam edip gebelikten sonra genelde gerilemesine rağmen doğumdan sonra bir miktar kalıcı da olabilir. Kılcal varis tedavisinde en etkili yöntemlerden birisi doğum sonrasında uygulanan “Lazer” ile bu ince damarların koagüle edilmesi yani yakılmasıdır.


Cilt Çatlamaları

Hormonal değişikliklere ve derideki gerilmeye bağlı olarak karın, meme, kalça bölgesinde çatlamalar görülebilir. Çatlaklar erken dönemde pembe, mor renkliyken zamanla beyaz renge döner. Doğumdan sonraki erken dönemde yapılan “karboksiterapi” çatlamaların tedavilerinde önemli yararlar sağlar.

Yine gebelik süresince doktorunuzun önerdiği bir takım kremleri kullanmanız gebelik süresince oluşabilecek çatlamalarınızı en aza indirecektir.


Ter ve Yağ bezlerinin Çalışmalarındaki Değişiklikler

Bunlara bağlı olarak bazı egzemalarda, terlemede artış görülebilir. Gebeliğin erken döneminde “akne” şikayeti oluşabilir. Ciltte yağlanma sık bir bulgudur.


Saç ve Tırnak Değişiklikleri

Gebelik ve doğum sonrası döneminde saç ve vücut kılların miktarında değişiklikler olabilir. Genel olarak vücutta özellikle karın bölgesi ve basenlerde tüylenme artışı görülürken, saçlarda gürleşecektir.

Bu hormonal etkiye bağlı durumlar doğumdan sonraki lohusalık döneminde ortadan kalkar ve sonradan çıkan tüyler dökülür. Hatta bu dönemdeki saçın yoğun olarak dökülmesi de gereksiz endişeler yaratabilir.

Bazen tırnaklarda da şekil değişiklikleri görülebilir.


Ciltteki Renk Değişiklikleri

Hormonlardaki değişikliklere bağlı olarak cilt renginde koyuluk ve yüzde lekeler görülür. En çok pigmentasyon artışı (renkteki koyulaşma) meme başı, koltuk altı, genital bölgede görülür. Ayrıca benlerde ve çillerde de koyulaşma görülür.


GEBELİK DÖNEMİNDE SEYRİ DEĞİŞEN DERİ HASTALIKLARI

Gebelikte bir takım cilt hastalıkları daha aktif olarak seyredebilir. Bunlar:


*Atopik dermatit

*Ürtiker

*Sedef hastalığı (Psöriasis)

*Enfeksiyon hastalıkları (bağışıklık sistemindeki değişiklikler özellikle bazı mantar ve virüs haslıklarının şiddetinde artışa neden olur)

*Bağ dokusu hastalıkları

*Metabolik hastalıklar

*Deri tümörleridir.


GEBELİĞİN SEYRİNDE GÖRÜLEN DERİ HASTALIKLARI

Gebelik dermatozları dediğimiz bir grup kaşıntılı deri döküntülerinin olduğu hastalıklardır. Çoğunlukla iyi seyirlidir doğumu izleyen günlerde kendiliğinden kaybolur ancak nadir görülen bazı tiplerine iç organlardaki problemler eşlik eder anne ve bebek için sorun oluşturabilir. Bunların ayırımı için bazı testlerin yapılması gerekir.

Gebelik dermatozlarının sonraki gebeliklerde de tekrarlama ihtimali vardır.

Kaynak: http://www.jinekolognet.com

Kadınlar Neden Aşerer?



Hamilelik esnasında kadınların aşerme’si hemen hepimizin bir şekilde duyduğu bir konudur. Gerçekte ise, bazı kadınlar bu durumu yaşarken, bazıları yaşamaz. Beslenme uzmanları aşermenin, gıdanın kendisine değil, vücutta yarattığı etkiye yönelik olduğunu söylüyorlar. Ayrıca, beslenme şeklinizdeki bir dengesizlikten de ortaya çıkabiliyor. Örneğin tahıl açısından zengin bir diyetle besleniyorsanız, yağ ve tatlılara karşı aşırı bir arzu duymaya başlayabilirsiniz; ya da protein açısından zengin bir beslenme şekli , gene şeker yeme istediğini, bol şeker tüketimi de, tuzlu yeme arzusunu artırabilir.

Pek çok kadın, hamilelik esnasında tat ve koku alma duyularında değişiklik gözlemler. Örneğin, bazı kadınlar hamileliğin ilk safhalarında ağızlarında metalik bir tat olduğundan bahsedebilir. Bu türden değişiklikler de, bazı besinlere duyulan isteği ve diğerlerine duyulan isteksizliği açıklayabilir.

Aşerme, bazı kadınlarda duyguların bilinç seviyesindeki, ya da bilinç altındaki karşılığı şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunuzda sevdiğiniz bir şeyi yemek isteyebilir, ya da din veya kültürünüzle özel bir bağlantısı olan bir besini tüketmek isteyebilirsiniz. Özellikle de hala aynı çevrede yaşıyorsanız. Alışılagelmedik gıdaları arzulamanız, hamile olmak gibi özel bir duruma dikkat çekmek için kullandığınız size özel bir yol olabilir.

Beslenmede çelişkiler:

Gebelik esnasında yaşanan aşerme durumu bazen etik problemlere de sebep olabilir. Örneğin pek çok vejetaryen kadında ete olan isteğin arttığı gözlemlenmiştir. Hamilelikte vücudun proteine olan ihtiyacı artar. Belki de bu nedenle bu tür bir arzu, vücudun gönderdiği bir mesaj olarak algılanabilir. Buna cevap olarak bazı kadınlar sadece hamilelik boyunca da olsa et yemeye başlarken, bazıları da balık ve baklagillerle bu açığı kapamaya çalışırlar. Daha çok yumurta ve peynir yiyip, süt içmek de aldığınız proteini artırmanın iyi bir yoludur.

Aşerme`den bahsederken, çikolatadan bahsetmemek olmaz. Hamilelikte çokça arzulanan çikolata, vücutta karmaşık biyokimyasal tepkimelere sebep olabilir. Çikolata, özellikle de bitter çikolata, zengin bir magnezyum ve demir kaynağıdır. Bu nedenle, eğer canınız çikolata çekiyorsa, bu hafif bir kansızlığın belirtisi olabilir. Bu mineralleri içeren daha tatlı gıdalar, magnezyum için hurma, incir, yemişler; demir için de kırmızı et, yumurta, fasulye ve yulaftır.

Çikolata yemek, beyinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan kimyasalların salgılanmasını sağlar. Ayrıca bir anda şeker yüklemesi de yaptığından, kendinizi yorgun ve depresif hissediyorsanız, kısa zamanda daha iyi hissetmenizi sağlar. Ancak çoğu çikolatada fazlaca katkı maddesi bulunduğundan, organik çikolatayı tercih etmek, ya da daha sağlıklı bir alternatif bulmak iyi olabilir.

Kendinizi iyi hissetmek için yapabileceğiniz bir diğer şey de, düzenli egzersiz ve rahatlama teknikleridir. Ayrıca, depresyondaysanız bir terapiste de başvurabilirsiniz. Probleminiz aşermek değil de, bazı besinlere isteksizlik duymak olabilir. Beslenme planınız pek çok farklı besini içereceğinden, bu çok büyük bir problem yaratmayacaktır. Ancak eğer beslenmeniz açısından değerli besleyenler içeren bir gıdaya karşı isteksizlik duyarsanız, bunun yerini alabilecek başka bir gıda bulmaya çalışın. Böylece herhangi bir vitamin ve mineral eksikliği söz konusu olmaz.

Hamilelik sırasında, aşerme`nin aksi bir durum da meydana gelebilir. Yani kahve ve alkol, ya da kızartma gibi bazı yiyecek ve içeceklere karşı isteksizlik oluşabilir. Bu, çoğunlukla mide bulantıları sebebiyle olur. Tüm bunların yanı sıra ortaya çıkabilecek bir diğer durum da tıpta pika olarak adlandırılmaktadır. Pika, yenilebilir olmayan, sabun, macun, toprak gibi maddeleri yeme arzusudur.

Ne yapabilirim?

Aşerdiğinizde, arzu duyduğunuz gıdayı yemekte sakınca yoktur. Ancak önemli olan bunu abartmamaktır. Eğer tek bir besinden bol miktarda tüketirseniz, muhtemelen diğer yemeniz gerekenleri yemiyorsunuz demektir. Bu da, zaman içerisinde ihtiyacınız olan besleyenleri alamamanıza sebep olabilir. Bir hafta kadar bir beslenme günlüğü tutup, ne kadar dengeli beslendiğinizi inceleyin . Eğer diyetiniz yetersizse, doktorunuza danışın.

Eğer aslında yenmeyecek şeylere karşı bir ilgi görürseniz, bunları yeme isteğinizi bastırmaya çalışın ve kendinizi yenebilir bir besinle ödüllendirin. Kendinize pika durumunun geçeceğini ve endişelenmemeniz gerektiğini söyleyin. Ancak bu durumun sizi iyice rahatsız ettiğini hissederseniz, o zaman doktorunuza danışın. Bazen pika, altta yatan başka bir fiziksel ya da akli rahatsızlığın göstergesi olabilir.

Kaynak: iVillage Türkiye

Hamilelikte ayakkabı seçimi



Kıyafet gibi günlük yaşamda ayakkabı seçimi de hamileler için önemlidir.

Gebelikte vücudun yük dağılımının bozulması, oluşan ödem ve ayak ağrılarının bu tabloya eklenmesi, ayakkabı seçimini daha önemli kılıyor.


Hamilelerde ayakkabının 5 cm’den yüksek ya da sıfır topuk olması da sakıncalı.


Bahar aylarında ayak rahatsızlıklarının asgari olması için ayakkabıların ve terliklerin rahat, geniş ve yumuşak özel tabanlı seçilmesinde fayda var. Keyifli bir gebelik dönemi için hamilelere özel olarak tasarlanmış hamile terliklerini kullanabilirsiniz. Bu tip terlik ve ayakkabılar patentli alçak topukları, yüksek burun tasarımı ile vücudunuzun ağırlık merkezini dengeler ve vücudunuzdaki baskıyı ortadan kaldırır.


Ödeme karşı öneriler

Hamile bir kadının damarlarında dolaşan kan hacmi yaklaşık %50 daha fazladır. Artan kan hacmiyle birlikte damarlarda da bir miktar genişleme olduğundan fazla olan sıvının bir kısmı doku içinde hücrelerin arasında birikir. Bu duruma ödem adı verilir. Şişlik olarak tanımlayabileceğimiz ödem, hamile kadınların hemen hemen hepsinde belirli bir dereceye kadar görülür ve yaklaşık %75 kadında şikayet yaratacak boyuttadır.


Bahar aylarında hamileler ödeme karşı bol su içmelidirler. Sanılanın aksine şişlik durumunda su içmek şişliği artırmaz tam tersine azaltır. Önemli olan su içmeyi kısıtlamak değil vücuttaki suyu hareket ettirmektir. Bu nedenle günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz.


Yine ödeme karşı ayaklarınızı havaya kaldırabilirsiniz. Gün içinde fırsat bulduğunuzda ayağınızı bir sandalye ya da benzeri nesnenin üzerine koyarak bir süre havaya kaldırın. Bunu her fırsatta yapmaya çalışın.


Otururken bacak bacak üstüne atmayın. Eğer çalışıyorsanız akşamları evde mümkün olduğunca uzun oturun. Ayaklarınızı sarkıtarak oturmayın.


Kaynak: www.anneyiz.biz

Hamileler de tatil yapabilir



Hamileyim deyip kendinizi kısıtlamayın! Uzmanlar güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeyi tavsiye ediyor.


Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İnci Öz, tatile çıkacak olan hamilelere, “güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeleri, deniz ya da çok yoğun olmayan havuzları tercih etmeleri” konusunda uyardı.


İnci Öz, yaptığı açıklamada, gebelerin tatil için hava sıcaklığı ve nemin çok yoğun olmadığı, tam teşekküllü sağlık kuruluşlarına kolay ulaşılabilecek yerleri seçmeleri gerektiğini ifade etti.


Gebelikte tatilin, uygun ortam ve koşullar sağlanması halinde çok rahat geçebileceğini vurgulayan Öz, şu önerilerde bulundu:


“Güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzün. Deniz veya çok yoğun olmayan havuzları tercih edin. Güneşte fazla kalmayın. Sabah erken ve akşam saatlerinde çok yorucu olmayacak şekilde uzun yürüyüşler yapın. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Az ve sık yiyin, günlük sıvı alımını da 3-4 litreye kadar artırın.”


İnci Öz, hamilelere, çok yoğun ve karbonhidrat ağırlıklı besinler ve aletle yapılan su sporlarından uzak durmaları uyarısında da bulunarak, yüksek koruma faktörlü güneş koruyucularının da mutlaka kullanılması gerektiğini söyledi.


Öz, tatile çıkmadan önce ve dönüşte yapılması gereken gebelikle ilgili değerlendirme ve tetkiklerin de aksatılmamasını önerdi.


Kaynak: Milliyet.com.tr

Mucize Yaratmak



Büyüyen bebeğinizle ilgili birçok mucize var. İşte bilmeniz gereken 14 gerçek…


1. Milyonda bir gerçeğini unutun çünkü bebeğiniz aslında çok daha fazla, tam 250 milyon spermden biri. Bu eşinizin vücudunda üreyen sperm sayısı. Sadece bir spermin bile yumurtayı döllemeye yettiğini biliyor muydunuz?


2. Hamileliğinizin 22. gününden itibaren bebeğinizin kalbi atmaya başlar. Kalbi sadece bir tohum tanesi büyüklüğünde olur. Hamileliğiniz süresince kalbi iki katı daha hızlı atmaya devam eder. Birinci trimester’ınızın sonunda kalbi dakikada 157 kez atar.


3. 6. haftada bebeğiniz büyümeye başlar. Yüzü ve üreme organları bir börülce tanesi büyüklüğünde olur.


4. 9. ve 12. haftalar arasında bebeğinizin saçları, kirpikleri gelişmeye başlar. Ayrıca bütün vücudunu kaplayan ayva tüyleri oluşur. Bu tüyler miniğinizin vücudunu sıcak tutmaya yarar.


5.13. haftadan itibaren başlıca organları şekillenmeye ve çalışmaya başlar. Ama ultrasona bakıldığında belki şaşıracaksınız, bebeğiniz hala yumruğunuz büyüklüğünde olur.


6. 17. haftadan itibaren bebeğinizin parmak izleri belirginleşir. Hayatı boyunca değişmeyecek olan parmak izine sahip olur.


7. 18. haftadan itibaren bebeğiniz karnınızın içinde takla atmaya başlar. Eğer bu sizin ilk bebeğinizse bu hareketleri rahminize doğru hissedersiniz.

8. Yoğun bir şekilde çalışan plasentanız kanın % 35′ini vücudunuza pompalar. Dakikada 500 mililitre kan pompalanır.


9. 20. haftalardan itibaren bebeğiniz günde üç yemek kaşığını dolduracak kadar idrar çıkarmaya başlar. Bebeğinizin idrarı yuttuğu amniotik sıvısından oluşur. Bu da günde 2 litreyi bulur.


10. 24. haftada bebeğinizin kulakları gelişmeye başlar. Rahmin içindeki ve dışındaki sesleri duyabilir. Ama özellikle sizin sesinizi duyar ve sesinizi duyduğunda sakinleşir.


11. Gözleri ilk kez 26. haftada açılır. Ama karanlıkta görebileceği çok fazla bir şey olmaz.


12. Üçüncü trimester’ınız boyunca bebeğiniz günde 1,5 gram kadar kilo alır.


13. 32. haftadan itibaren vücudunu oldukça hassas olur. Bazen acı bile hissedebilir.


14. Hamileliğinizin sonunda rahminizin normal şeklini alması için metabolizmanız hızla devreye girer.


Kaynak: www.motherandbaby.com.tr

Hamilelikte Röntgen Çekimi



Röntgen çekilirken, tedavi için ya da herhangi başka bir nedenle maruz kalınan radyasyon, gelişmekte olan fetus (anne rahmindeki bebek) için riskler oluşturur. Bu risklerin başlıcaları; doğum kusurları, büyüme geriliği ya da anne karnında ölüm olarak sıralanabilir. Fakat bu etkilerin ortaya çıkması veya şiddeti, alınan radyasyon dozuna bağlıdır. Radyasyona maruz kalmak yüzünden beyin ya da gözde ortaya çıkabilen bozukluklar genellikle 50 rad birimin üzerindeki dozlarda görülür.

Rad; radyasyonun dozunu tespit etmek üzere kullanılan bir ölçüdür. 50 rad ya da üzeri doz radyasyona maruz kalmak, çoğunlukla gebe kalındığı ve farkına varılmadan kanser tedavisi için radyoaktif madde kullanıldığında mümkün. Tanı koymak için çekilen röntgen sırasında hastanın karşılaştığı doz, çekilen film sayısına bağlı olarak 0.02 ile 5 rad arasında değişir. 5 rad’ın altında, herhangi bir hasar ya da büyüme geriliği oluştuğuna dair bir kanıt yok.

20 RAD ÜSTÜ TEHLİKELİ

Anne karnında radyasyona maruz kalmak, lösemi ve diğer çocukluk çağı kanser risklerini de artırabilir. Fakat bu konuda yapılan çalışmaların sayısı az ve bulgular da çelişkili. Genel olarak 5 rad’ın altındaki radyasyon alışları gebeliği sonlandırmak için bir neden olarak kabul edilmiyor. Tam olarak oluşabilecek hasar, radyasyonun dozu yanında ne zaman alındığı ile de yakından ilgili. Genellikle istenmeyen etkilerin görülebileceği bir eşik değerinden bahsedilebilir. Organların biçimlendiği hamileliğin ilk üç ayı içerisinde maruz kalınan 20 rad ve üzeri radyasyon, genel kabule göre fetusta hasarlara neden olabilen eşik değeri. Çoğu teşhis amaçlı röntgen çekimlerinde bundan çok daha az radyasyon açığa çıkıyor. Modern görüntüleme cihazları, özellikle bu konu göz önüne alınarak, düşük radyasyon üretmek üzere planlanıyor. Baş, boyun, göğüs, kol ve bacaklara yönelik röntgen çekimlerinde, fetus 1 rad’ın altında doz alır. Karna yönelik uygulamalarda ise bu doz yükselebilir.

ZORUNLUYSA ÇEKTİRİN

Gebeyseniz ya da gebe kalmayı düşünüyorsanız, zorunlu olmayan çekimlerden kaçınmanızda fayda var. Bazı uzmanlar, acil olmayan röntgen çekimlerinin, adet sırasında ve yumurtlama gerçekleşmeden önce yapılmasını öneriyor. Böylece; farkına varılmadan oluşmuş gebeliklerde riskin ortaya çıkmayacağı düşünülüyor. Bazı uzmanlar ise 25 rad’ın üzerinde radyasyon alınmış ise hamile kalmak için birkaç ay beklenmesini tavsiye ediyor. Genel olarak yapılması gereken; hamileliği sadece planlıyor olsanız bile kendinizi gebe kabul edip ona göre davranmak. Kendi sağlığınız için gereken acil uygulamalarda, bebeğinizi koruyacak kurşun gömleklerle riski azaltabilirsiniz. Karna yönelik görüntülemelerde ise ultrason gibi alternatif yöntemler kullanılabilir. Bunlara doktorunuzla konuşarak karar verebilirsiniz. Radyasyona maruz kalmış olmak, mutlaka gebeliği sonlandırmak anlamına gelmez. Bir genetik ve radyasyon onkolojisi uzmanı, size ne yapılması gerektiğine dair yol gösterecektir.

Kaynak: Uz. Dr. Eren Eroğlu

Hamilelikte diş bakımı



Ağız ve diş sağlığı her dönem olduğu gibi hamilelik döneminde de dikkat edilmesi gereken bir durum. Gerekenler yapılmazsa bu dönemde diş kaybı bile olası…


Kadınların hamilelik döneminde ağız ve diş yapısı biraz daha hassaslaşır. Bu dönemde gerekli önlemler alındığında diş sağlığında herhangi bir sorun oluşmayacaktır.


Fakat günümüzde diş sağlığına önem yeteri kadar verilmediği için hamilelik döneminde bazı kulaktan dolma bilgilerle diş bakımı yapılmaktadır. Ağız sağlına özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönemde yani hamilelikte başvurulan yanlış yöntemler sebebiyle bazen sağlıklı dişler bile kaybedilmektedir.


‘Her hamilelik bir diş kaybettirir’ düşüncesi yüzünden çürük dişe razı gelmek, hamileyken diş taşı temizliği yaptırmamak, ağrı yapsa bile çürük dişi tedavi ettirmemek, gebelikte ağız gargarası yapmamak hamilelik döneminde ağız ve diş bakımında yaygın olarak yapılan hataların başında gelmektedir. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu hamile olan veya hamile kalmak isteyen bayanlara ağız ve diş sağlığı konusunda bilgiler verdi.


Hamilelik gingivitisi nedir?

“Gebelik döneminde diş etlerinde şişlik ve kızarıklar olabilir. Bu dönemde diş etleri oldukça hassas olduğu için kanamalar diş etinde kanamlar oluşur. Hamile kadınlarda sıklıkla gözlenen bu durum östrojen ve progesteron hormon salgılarının artmasından kaynaklanır.


Genelde hamileliğin ilk 3 aylık döneminde başlayarak hamileliğin son 3 aylık dönemine kadar devam edebilir. Gerekli olan günlük diş bakımı yapılmadığı taktirde diş etinde oluşan iltihap artış gösterebilir. Eğer hamile olmadan önce dişlerde bir iltihaplanma var ise gebelik döneminde periodontitise ilerleyebilir. Hamile kadınlarda “hamilelik tümörü” geliştirme riski de vardır. Bunlar dişeti büyümelerinin tahrişi sonucu oluşan iltihabi lezyonlardır. Eğer hastanın çiğneme, fırçalama ve diğer ağız bakımı işlemlerini engelliyorsa diş hekimi tarafından alınmalıdır.”


Hamilelik Döneminde dental tedaviler ne zaman uygulanmalıdır?

“Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin organ gelişimi gerçekleştiğinden dolayı dental tedavilerden kaçınılmalıdır. Fakat diş ağrısı oldukça şiddetli ve dental tedavi uygulanmadığında daha çok problem yaşanacaksa diş hekimi, hastanın kadın doğum uzmanı ile görüşerek tedaviyi hastaya zarar vermeyecek şekilde uygulayabilir.


Hamileliğin 4 ve 6 aylık dönemlerinde diş tedavilerinin uygulanması en doğru zamandır. Bu dönemde kanal tedavisi, diş çekimi dolgu gibi ertelenmesi mümkün olmayan işlemler rahatlıkla uygulanabilir.

Hamileliğin son üçüncü ayında erken doğum riski yaşanabileceğinden acil olmayan dental tedaviler dışında herhangi bir işlemin uygulamaması daha iyi olacaktır.”


Hamilelik döneminde anestezi uygulaması, röntgen çekimi ve antibiyotik kullanımı zarar verir mi?


“Gebelik döneminde sınırlı uyuşturma kullanımında üretici firmanın uyarıları dikkate alınmalıdır. Eğer herhangi bir zarar tespit edilmemişse uygulanmasında bir sakınca yoktur. Aynı şekilde ağrı kesici gibi ilaçlarda üretici firmanın uyarıları doğrultusunda uygulanmalıdır. Antibiyotik olarak Tetrasiklin gurubu antibiyotikler alınmamalıdır.


Tetrasiklin gebelik sırasında alınırsa bebeğin dişlerinde “tetrasiklin renklenmeleri” dediğimiz renklenmeler oluşur. Röntegen çekimi acil değilse uygulanmamalıdır. Eğer ki acil olan bir diş tedavi uygulaması ise anne adayına önlük giydirilmeli ve hızlı film kullanılmalıdır. Aynı zamanda düşük doz uygulaması yapılmalıdır.”


Hamilelik döneminde ağız bakımı nasıl yapılmalıdır?

“Hamilelik döneminde de günlük ağız bakımı aksatılmamalıdır. Günde iki kez dişler fırçalanmalı ve fluorid içeren bir diş macunu ile fırçalamak, diş aralarının diş ipi ile temizlenmesi yeterli olacaktır. Aynı zamanda ılık tuzlu su ile gargara yapılarak diş etleri rahatlatılabilir.


Hamillik döneminde kusma sıklıkla karşılaşılan bir durumdur fakat kusmadan sonra dişler fırçalanmamalıdır. Ağız bol su ile çalkalanmalıdır. Çünkü kusma sonucu oluşan mide asidi, fırçalama etkisi ile beraber dişlerde aşınmalar oluşturabilir. Ancak bir saat sonra dişler fırçalanabilir.”


Hamilelik döneminde dişler daha çabuk çürür mü?

“Hamilelik döneminde “annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği” inancı kesinlikle doğru değildir. Bu kulaktan duyma bir bilgidir. Hamilelik döneminde ağız yapısı daha hassaslaşır ve çürük oluşumuna daha rahat zemin hazırlayabilir.


Fakat diş çürüklerinin asıl nedeni anne aydının şekerli ve tatlı yiyecekleri hamilelik döneminde daha çok tüketmesi ve yeme işleminden sonra diş fırçalama işlemini genellikle ihmal etmesidir. Hamilelik döneminde hormonal değişiklikten dolayı daha çok diş bakımına özen gösterilmeli aynı zamanda kusma işleminden sonra ağız bakımına daha çok dikkat edilmelidir. Uyarıların dikkate alınmaması durumunda diş çürümelerinin oluşması ve diş kayıplarının görülmesi olağandır.”


Hamilelik döneminde diş sağlığı açısından hangi besinler tüketilmelidir?

“Anne ve bebeğin diş sağlığı açısından fosfor ve kalsiyum yönünden zengin meyve, sebze, tahıl, süt ve süt ürünleri ile et, balık ve yumurta gibi ürünler dengeli olarak alınmalıdır. Şeker ve tatlı ürünler mümkün olduğu kadar alınmamalı, kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan besinlerden kaçınılmalıdır.”

Kaynak: Cnnturk.com

Suda Doğum Hakkında Bilmedikleriniz



Suda doğum sıcak su içeren bir küvette doğumun gerçekleşmesidir. Suda doğumu savunan merkezler suyun sakinleştirici ve kas gevşetici etkilerinin doğumu kolaylaştırdığını ileri sürmektedir. Bu merkezlerde bazı gebeler doğum eylemini (doğum öncesi rahim ağzının açıldığı ve ağrıların olduğu dönem) suda yaşarken doğum için dış ortamını seçmektedir. Bazı gebeler ise doğumu da suyun içinde gerçekleştirmektedir.


Suda doğumu gerçekleştiren merkezler suda doğumun doğumu kolaylaştırdığını ve fetal komplikasyonları azalttığını iddia etmektedir. Ancak suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur. Karşılaştırmalı inceleme yapılan araştırma sayısı da sınırlı sayıda merkezde uygulanması nedeniyle yeterli değildir.


Suda doğumun anneye faydaları nelerdir?

*Suda doğumu uygulayan merkezler suyun rahatlatıcı etkisinin gebenin enerjisini arttırdığını ve doğum eyleminin hızlandırdığını ifade etmektedir.


*Suyun kaldırma gücü nedeniyle gebenin hareket kabiliyeti artmakta,kan dolaşımı hızlanmakta ve rahim kasılmaları etkin olabilmektedir. Bunun sonucunda gebenin duyduğu ağrı azalır ve bebeğe iletilen oksijen artar.

*Gebenin kaygı ve korkusunun azalması kan basıncının artmamasını sağlar.

*Su gebenin vücudunda üretilen ,mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin gibi etki göstererek stresi azaltır.


*Su perinenin elastik olmasını sağlayarak doğuma bağlı zorlanmayı azaltır.

Suda doğumun bebeğe faydaları nelerdir?

*Amniotik kese içindeki benzer ortamı sağlar.

*Doğuma bağlı stresi azaltarak bebeğin sıkıntıya düşme olasılığını azalttığını iddia edilmektedir.


Suda doğumun riskleri nelerdir?

Suda doğum son 20 yılda popüler olmakla birlikte yaygın değildir. Annenin kan dolaşımına suyun girmesi sonucu teorik de olsa su embolisi olasılığından bahsedilmektedir. İngiltere’de yapılan bir çalışmada olası su aspirasyonu ifade edilmiştir.Bebeğin doğum kanalından çıktıktan sonra akciğerlerine su soluması olasılığı vardır.Bu durum doğumdan hemen sonra suyun içinde sıkışmasıyla olur ve bebek suyu nefes olarak alır. Normalde bebek kanaldan doğduktan sonra hava ile solunum yapar ve ardından göbek kordonu kesilir. Bu nedenle suda doğumda bebek su yüzeyine çıkarıldığında göbek kordonu kesilmelidir ve kordonun bebek sudan çıkmadan ezilmemesine dikkat edilmelidir.


Suda doğum hangi durumlarda uygulanmaz?

*Herpes varlığında

*Makat gelişinde

*Çoğul gebelik,annede enfeksiyon ve kanama varlığında

*Erken doğum eyleminde

*Amniotik sıvıda mekonyum varlığında

*İri bebek olması durumunda

*Preeklampside uygulanmaz.

Göğüs Çatlaklarına Son



Anne adayı ve annenin ortak şikayeti olan göğüs çatlaklarının nedenleri, korunma yolları ve tedavisi.


Konu çatlaklar olduğunda bir kadını, başka bir kadından daha iyi kimse anlayamaz. Hemen hemen kadınların tümü, vücutlarının çeşitli yerlerinde oluşmuş çatlaklardan şikayetçi. Bu yazıda özellikle kadınların önem verdiği göğüs dekoltesinin düşmanı göğüs çatlaklarını ele alıyoruz.


Konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için Flavius Sağlık ve Güzellik Merkezi’nden Medikal Estetik Doktoru Uz. Dr. Sinan İbiş’le görüştük. Göğüs çatlaklarının gelişeceği bölgede, ilk olarak göğüs bölgesindeki ciltte gerilmeye bağlı kaşıntı ve karıncalanma hisleri duyulur. Ardından da pembe çizgiler belirmeye başlar. Bu dönemde çatlakların gelişmesini önleyici tedbirler almak, bu pembe çizgileri tamamen ortadan kaldırabilir.


Önlem Almak

Çatlaklar, cildin aşırı gerilmeden dolayı yırtılmaya karşı ciltte oluşturduğu bantlar. Anlayacağınız bir onarım şekli. Özellikle cildin gerilmesine neden olacak durumların yaşandığı dönemlerde nemlendirici kozmetikleri düzenli kullanmak işe yarar.


Tedavi Yöntemleri

Yapılması gereken öncelikli tedavi, çatlak bölgesindeki elastikiyeti geliştirmek. Bunun için fototerapiler, lazer terapiler, metotlu karboksiterapiler, vakum terapiler, yüksek oranlı meyve asitlerinin uygulanması gibi birçok terapi türü genellikle birlikte gerçekleştirilir. Özellikle Nlite V lazer tedavisinde tedavi sonuçları çok daha başarılı. Elastikiyetin artırılmasına yönelik metotlu karboksiterapide önemli olan, gazın milyonlarca küçük baloncuklar halinde dokulara gönderilmesiyle dokularda esnemeyi sağlayacak elastin ve kolajen oluşumunun uyarılması.


İşte bu nedenle az sayıda bu özelliği olan karboksiterapi cihazları bu tedavide başarılı olabilir. Çatlak çizgilerinin hacimlerinin küçültülmesiyse ikinci sırada yapılması gereken işlem. Bunun içinse Nlite V lazer veya mikropeeling denilen yöntemlerle çatlakları oluşturan izlerin hacimleri küçültülür. Daha az orandaysa karboksiterapiler ve vakumterapiler kullanılır. Çatlakların üzerini örten deforme, ince ve parlak cildinse olabildiğince diri hale getirilmesi son aşamayı oluşturur. Bunun içinse çeşitli elektriksel yöntemler, meyve asitleriyle peelingler ve kozmetik bakım uygulamak gerekir.


Ne Zaman Başlanmalı?

Hamilelik ve süt verme dönemleri dışında her zaman, uzmanın uygun göreceği tedavilerin yapılması mümkün. Göğüs çatlaklarının oluşma zamanından hemen sonra gerçekleştirilen tedavilerde, sonuçlar daha başarılı. Hamilelik ve süt verme dönemindeyse genellikle koruyucu önlemleri almak ve klinik tedavileri ertelemek gerekir.

Doğuma giren babalar bebeğinden uzaklaşıyor mu?



Bugüne kadar eşlerine destek olmak için doğuma giren babaların, bebekleriyle daha sıcak bağ kurdukları düşünülüyordu ama İngiltere’de yapılan bir araştırma bu durumun tam tersi olduğunu ortaya çıkardı.


Birmingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre doğuma giren babalar, herkes telaş içinde uğraşırken eşlerinin ellerini tutmaktan başka bir şey yapmıyor. Bu da kendilerini yetersiz hissetmelerine sebep oluyor. Bu nedenle de bebekten uzaklaşıyorlar.


Araştırmanın sonucunun gerçeği ne kadar yansıttığını bilemiyoruz ama böyle müthiş bir deneyimi eşleriyle birlikte yaşamış olanların yorumlarını gerçekten merakla bekliyoruz. Sizce de bu deneyim eşinizi bebeğinizden uzaklaştırdı mı??


Kaynak: Posta.com.tr

15 Ağustos 2010 Pazar

Hamileyken bunlara dikkat edin



Kadınların hayatında çok özel bir dönemdir hamilelik. Eğer bu dönemi sağlıklı ve hiç sorun yaşamadan atlatmak istiyorsanız, aşağıdaki önerilerimize kulak verin...

1.
Düzenli olarak gebelik kontrollerinizi yaptırın.
2. Doktora danışmadan ilaç kullanmayın.
3. İlk üç ay içinde röntgen çektirmeyin, röntgen çekilen alanlarda durmayın.
4. Ateşli ve döküntülü hastalardan uzak durun.
5. Tetanoz aşınızı yaptırın.
6. Alkol ve sigara içmeyin.
7. Beslenmenize dikkat edin.
8. Diş bakımına önem verin.
9. Geceleri en az sekiz saat uyuyun.
10. Cinsel organ temizliğine dikkat edin.
11. Uzun yolculuklardan kaçının.
12. Çok ağır iş yapmayın.
13. Yürüyüş ve hareket yapın.

Önemli uyarılar!
* Hazneden su veya kan gelirse
* El, ayak, yüzde şişli meydana gelirse ya da fazla kilo artışı olursa
* Tansiyonunuz aşırı yükselirse
* Bulanık görme, baş dönmesi ve baş ağrısından şikayetçiyseniz
* Yüksek ateş, bulantı ve kusma varsa
* Bebeğin hareketlerini hissetmiyorsanız...
HEMEN DOKTORUNUZA BAŞVURUN!

Doğum sonrası depresyona dikkat



Doğumdan sonra, her ne kadar rahat ve normal bir doğum olsa da annenin kendini depresif hissetmesi tümüyle fizyolojik bir olaydır. Her anne doğumdan önce çocuğunu ve onunla yapacaklarını hayal eder. Ancak doğumla birlikte pek çok olay hayalinkinden farklı gerçekleşir.

"Acaba iyi anne olabilecek miyim?"
Bebeğiyle hastaneden eve dönen anneyi bekleyen korkulardan biri, kendine bile itiraf edemediği "Acaba iyi anne olabilecek miyim" endişesidir. Bu dönemde anneler bebeğe karşı aşırı bağlılık, başkalarından kıskanma, çaresizlik, kaybetme korkusu gibi duyguları birarada yaşarlar. Anne bu dönemi başarıyla atlatamazsa "postnatal depresyon"a girer.

Ortada bir neden yokken sürekli yaşanan bir üzüntü, sıkıntı ve karamsarlık hali, çevresiyle ilişkinin kesilmesi, ağlama isteği ya da ağlama, kendini değersiz hissetme, intihar fikirleri gibi belirtiler postnatal depresyonun varlığını ortaya koyuyor. Bu dönemde annenin bebeğine karşı sıcak ve sevecen olmadığı da gözlenebiliyor.

Eşin desteği önemli
Bu depresyon tipi yüzde yüz tedavi edilebilen bir hastalık. Hasta olan genç annelere ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi de uygulanır. Tedavi süresi hastalığın ağırlığına göre birkaç hafta ya da ay sürer. Bu arada en büyük görev eşlere düşüyor.

Erkek, eşinin doğumdan sonra ruh halinin değiştiğini gördüğünde ve bu durum 2 haftadan fazla sürdüğünde mutlaka profesyonel yardım alması gerektiğini bilmelidir. Çünkü eşinin ilgisi sayesinde kadın zor günlerini daha kolay atlatabilecektir.

Nitekim bir bebeğin sorumluluğunu kendi başına üstlenmek genç anneler için oldukça zordur. Erkek, bebeğin sorumluluğunu paylaştığını mutlaka göstermeli, eşini her zaman desteklemelidir.

Doğum sonrası depresyon yaşayan bir kadın anlatıyor: "Bebeğimiz dünyaya geldikten sonra gecem gündüzüme karıştı. Bebeğimiz ağladığı anda yataktan fırlıyor, ona meme veriyordum. Uyuyana kadar başında bekliyordum. Bu arada eşim bana hiç yardımcı olmuyordu. Eşimin işe gitmeye hazırlandığı vakitlerde bebeğim uyuduğundan ben de birkaç saat uyuma fırsatı buluyordum. Bu uykusuzluk beni o kadar çok etkiledi ki, sinirlerim altüst olmuştu. Bunun sorumlusu olarak da eşimi görüyordum ve onunla sürekli kavga ediyordum."

Depresyon nasıl ortaya çıkıyor?
* Postnatal depresyon geçiren kadınlarda uyku sorunu ön planda olur.
*Uyku sorunu ile birlikte kabus görme ve genel olarak korku ve endişe hali belirgindir.
* Anne, karamsar bir ruh hali içine girer.
* Kadın kendini beğenmez, değersiz hisseder ve sürekli günah işlediğini düşünür.
* Günlük işlerine karşı bir ilgisizlik, bebeğine ve ailesine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınma da postnatal depresyonun belirtilerindendir.
* Anne bu gibi durumlarda sık sık hiçbir neden yokken ağlar. Zaman zaman fazla ilgiden ya da tam tersi ilgisizlikten yakınır.

Neyse ki kısa sürüyor!
Aslında bebeğin dünyaya, sizin de ona alışma yolunda yaşadığınız kaos o denli uzun sürmüyor. Sabredip bu dönemi atlattığınzda pek çok sorunun üstesinden gelebilirsiniz.

Unutmayın, İlk üç ay en tahlikeli dönem. Çünkü bir alışma dönemi. 3-4 saatten fazla kesintisiz uyku uyumanız neredeyse imkansız. Bu dönemde insanı en çok yıpratan şey uykusuzluk. İlk 3-4 aydan sonra bebek sizin ritminize alışmaya başlar. Gece ile gündüz arasındaki farkı algılar. Günlük yemek yeme ihtiyacı 4-5 öğüne düşer.

İlk mamaların hazırlanmasıyla birlikte bebeğin uykusu normale döner. Siz de rahat bir soluk alırsınız.

Hamilelikte bu ilaçlara dikkat



Alerji için kullanılan birçok ilaç doğumsal anomalilere yol açar. Gebeliğin ilk üç aylık döneminde bu ilaçların kullanılmaması ve doktora danışılması gerekir...

- Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçları kullanmadan önce hekime danışmalısınız. Gerekli durumlarda asetominofen türevi ilaçlar kullanılabilir.

- Öksürük için kullanılan birçok ilacın da gebelikte güvenilirliği konusunda kesin bilgiler yoktur. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında bu ilaçları kullanmaktan kaçınmak gerekir.

- Mide ekşimesi ve hazımsızlık için kullanılan ilaçların gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz etkileri gösterilmemiştir. Bu ilaçlar hekime danışılarak kullanılabilir.

- Mide bulantısı için kullanılan ilaçlardan mümkün olduğu kadar sakınmak gerekir. Bunlar gelişmekte olan bebeğin iskelet, dolaşım ve sindirim sisteminde anormalliklere neden olabilir.

- Kabızlık için kullanılan ilaçlar ancak doğal önlemler ile barsak problemlerinin çözülemediği durumlarda hekime danışarak kullanılabilir.

- Yüzeysel olarak kullanılan kaşıntı giderici, lokal anestezik gibi ilaçlar sistemik alınmadığı sürece gelişmekte olan bebeğe zarar vermez, ancak hekime danışarak kullanılmalıdır.

- Birçok kadının menstrual kanama bittikten sonra kullandığı vajinal duşlar, birçok hekim tarafından gebelik dışında da kullanımları önerilmeyen ürünlerdir. Bunlar gebelik öncesi dönemde kullanıldığında enfeksiyon riskini ve düşük ihtimalini artırır. Bu duşların bir kısmı embriyoya toksik olabilecek maddeler içerdiğinden doğum kontrol yöntemi uygulanmadığı dönemlerde kesinlikle kullanılmamalıdır.

Gebelik öncesi ilaçları
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi sorumlu doktoru Op.Dr. Seval Taşdemir gebelik öncesinde sağlık sorunlarına bağlı ilaç kullanan anne adayları hakkında düşüncelerini şöyle ifade etti: "Hipertansiyon, şeker hastalığı ve epilepsi (sara) gibi sürekli ilaç kullanımını gerektiren durumlarda doğum kontrol uygulaması kesilmeden önce, gebelik döneminde anne adayının önceden varolan sağlık probleminin tedavisine nasıl devam edileceği belirlenmelidir. Gebelik öncesinde kullanılan ilaçların birçoğu gebelik döneminde kullanılamaz. Gebelik dönemi anne adayının kullandığı birçok ilacın dozunun tekrar ayarlanmasını gerektirir. Anne adayını gebelik öncesindeki sağlık problemi sebebi ile takip eden doktor ve gebeliği takip edecek olan jinekolog beraber değerlendirmeli ve gebeliği süresince beraber takip etmelidir."

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Hamile kalmak için ayın en iyi zamanı



Bazı kadınlar, hiçbir problem olmamasına rağren hamile kalamadığından şikayet ediyor. Bu tamamen zamanlamayı iyi ayarlamayı gerektiriyor...

Birçok kadın için hamile kalmak tamamen bir zamanlama meselesi. Hamile kalmaya çalışan kadınlara yumurtlama döneminde cinsel ilişkiye girmeleri önerilir. Ancak hamilelik ve doğurganlık üzerine yapılan son araştırmalar zamanlamanın bir etkisi olmama ihtimali bulunduğunu gösteriyor.

Yumurtlama günü araştırmacıların belirttiğine göre, kadının adet döngüsünün hamileliğe en müsait olduğu dönem anlamına gelen "doğurganlık penceresi" ve bu pencerenin ne zaman açık olduğunu tespit etmenin en iyi yolları ile ilgili yeni veriler elde ettiler.

Obstetrics and Gynecology adlı derginin son sayısında yayınlanan makalelerinde yazarlar kadınlarda doğurganlık penceresinin yumurtlama döneminin beş gün öncesinden ve yumurtlama dönemi boyunca etkin olduğunu belirtiyorlar. Yumurtlama günü ertesinde hamile kalındığı hiçbir vakaya rastlanmamış.

Spermin yaşam süresi en fazla altı gün olduğundan yumurtanın kendisinin döllenme ihtimali bir günden kısa, hatta toplam birkaç saat sürüyor.

Hamile kalma ihtimalinin artırılması için araştırmacılar kadınların doğurganlık pencerelerini ileriye yönelik olarak tespit etmelerini tavsiye ediyorlar. Yumurtlama dönemini tahmin etmenin en geleneseksel yolları, takvim hesabı ve bazal vücut sıcaklığı ölçümü.

Ne var ki, çoğu kadının adet döngüsü ortalama 28 günlük olan süreçten kısa veya uzun olduğundan, bazal vücut sıcaklığı (vücudun dinlenme sırasındaki sıcaklığı) da ancak yumurtlamadan sonra işe yaradığından, araştırmacılar vajinal akıntıya bakılarak tahminde bulunmanın en sağlıklı yöntem olduğunu öne sürüyorlar.